AYDIN OĞLU MEHMET BEY CAMİİ

ULUCAMİ:
Ulucami Mahallesi’nde(Camii Kebir) Aydınoğlu Mehmet Bey Caddesi üzerinde, adını verdiği külliyenin merkezinde yer alır. 712 Hicri (1312 Miladi) yılında Aydınoğlu Mehmet Bey tarafından yaptırılmıştır. Kare tasarlı, kesme ve moloz taş gereçlerden yapılmış, beş sahınlı bir yapı olup, daha geniş orta sahın tromplu mihrap önü kubbesi ile belirlenmiştir.
3 D Aydınoğlu Mehmet Bey Camii
Dış görünüş : Camiin bugün kuzey ve doğu yüzlerinde birer kapısı, her yüzde iki tane olmak üzere toplam sekiz adet ahşap kanatlı penceresi sağlam olup, kuzey yüzdeki son cemaat yeri günümüze ulaşmamıştır. Moloz taş gereçler ile oluşturulan, asıl kapının yer aldığı kuzey yüzü bu özelliği ile kimi çelişkileri de birlikteliğinde getirir. Düzgün kesme taş ve yer yer mermer kaplamaların kullanıldığı güney ve doğu yüzlerine karşılık, asıl önyüzün moloz taş gereçleriyle ikinci tasarda kalması oldukça düşündürücüdür. Önyüzün ortasında üç yönlü, beş basamaklı merdivenle çıkılan kapısı yer alır. Kapı, Beylikler döneminde başlatılan portallerin yalınlaşması deviniminin tipik bir öncüsüdür. Süs unsuru olarak yalnızca yüzeysel kabaralar ve üç yönü dolanan sülus yazı kuşağına yer verilmiştir. Kapının ahşap kanatları çağdaş gereçlidir. Mermer kaplamaların kullanıldığı kapıda, giriş açıklığının üzerinde, Arapça iki satırlık yapım yazıtı yer alır. Türkçesi: “Allah teala yolunda gazi, büyük ve ulu emir Aydınoğlu Mehmet Bey, Cenabı Hak’kın yardımı ve doğrulamasıyla bu beldeyi 707 tarihinde fetheyledi, bu camii 712 tarihinde yaptı”. Bu yazıttanAydınoğlu Mehmet Bey’in 707 Hicri(1307/8 Miladi) yılında Birgi’yi alıp, 712 Hicri(1312/3 Miladi) yılında da camii yaptırdığı anlaşılıyor. Kapının üzeri ahşaptan yapılma, sundurma bir çatı ile örtülüdür. İki yanda yer alan pencerelerden doğudakinde, mermer çerçeve üzerinde diş sırası görülür ki, antik bir yapıdan devşirme gereç olarak getirilip, burada kullanılmış olmalıdır. Dikdörtgen profilli, mermer söveli bu pencere üzerinde tuğlaların dikey yerleştirilmesinden oluşturulmuş yuvarlak kemerli, alçı ağlı pencere yer alır. Bunun simetriği olan batı penceresinde de benzeri bir uygulama görülür.Yalnız burada mermer çerçeve düz profillidir. Üzerinde diş sırası görülmez. Bunlardan başka daha üst düzeyde ikişer alçı ağlı pencere yer alır.
Son cemaat yeri 1944 depreminde yıkılmıştır. Yıkılmadan önce ne durumda olduğunu eski kaynaklardan öğrenebiliyoruz. “Son Cemaat yeri temiz bir biçimde badanalanmıştır. Burası birbirine yarım daire biçimindeki kemerlerle tutturulmuş sekiz adet sütundan oluşmuştur. Genel durumu bakımından güzel ve yalındır. Yalnız üstündeki badanadan hangi yanlarının onarıma uğradığını, hangi yanlarda eski durumunu koruduğunu bulmak zordur. Son cemaat yerinin üstü, cami’den avluya doğru eğimli tahta bir tavandan oluşur.” Riefstahl’ın bu anlatımından son cemaat yerinin, dolayısıyla kuzey yüzün kimi kısımlarının onarım gördüğünü, ama tümüyle yenilenmediğini anlıyoruz. Zaten tümüyle yenilenmiş olamazdı. Çünkü, mermer kaplamalı kapısı, kapının üzerinde yer alan Arapça yapım yazıtı ve kapıya kıyı süsü sağlayan dua yazıtı özgün olarak günümüze ulaşmıştır.
Birgi’nin Ulucamii, son cemaat yeri, yalınlığı, ince sütunlarının gösterişten uzak başlıkları ile Beylikler Dönemi’nde kendini gösteren yerleşme deviniminin en dikkate değer, eski örneklerinden biridir. Ulucamiin doğu yüzü de kuzey yüzde olduğu gibi mermer kaplamalı bir kapıya, altta iki mermer çerçeveli, üstte dört alçı ağlı pencereye sahiptir. Yalnız bu önyüz düzgün, kesme taş gerecleri ve iki renkli mermer üzerindeki düğümlü geçmeleri ile kuzey yüzünden daha süslü bir önyüz düzenine sahiptir. Mermer kaplamalı taç kapı, çatı boyuna yakın yükselir. Giriş açıklığının üzerini örten kemerde, ortada bir hurma dalı, yanlarda üzerleri yazılı iki kabara işlenmiştir. Köşe boşluklarında daha geniş boyutlu iki gülbezek yer almıştır. Bu kapı üzerinde ikinci bir yapım yazıtı görülür. Yalınlaştırılmış durumu: “ Hayırlar saçan yüksek bilgin, adaletli iyilik babası Ulu Emir Aydınoğlu Mehmet 712’de bu Camiin yapımını buyurdu. Allah yardımlarını aziz etsin.” Üstündeki ikinci yazı “Bakara suresi ve Fatır suresinden ayetlerdir.” Taç kapıyı üç yönden mermer silmeler bir çerçeve içine alır. Kapının solundaki pencerenin mermer çerçeveleri antik bir yapıdan alınmış olup, üzerinde girlandlı süslemeleri bulunur. Üstünde yedi dilimli kemer içerisine alınmış alçı ağlı bir üst pencere yer alır. Dilimli kemerin üzerinde beyaz mermerden, üzerinde gülbezeklerin yer aldığı bir düğümlü geçme süslemesi görülür. Bu tür süsleme kuzey Suriye yapılarında yaygındır. Önce “Byzans” sonra “Zengi” yapılarında görülür. Kelük bin Abdullah’ın yapıtı olan Konya İnceminareli Medrese kapısında bu örgenin değişik bir uygulamasını bulmaktayız. İki renkli mermer üzerindeki bu düğümlü geçmeleri Anadolu’da ayrıca, Konya Alaeddin Camii(1220) portalinde, Konya Karatay Medresesi(1251) portalinde, Sivas Çifteminareli Medrese(1271) önyüz nişlerinden birinde ve Selçuk İsa Bey Camii(1374) batıyüz pencerelerinde görmekteyiz. Kapının sağındaki pencere yalın çerçevesi ile bu pencereyi yineler. Yalnız burada beş dilimli kemer bezemeli başlıklı, burmalı sütuncelere oturur. Üstteki geçme bir önceki pencerede olduğu gibi yoğrumsal olmayıp, geçmeler oyma çizgilerle belirlenmiştir. Ayrıca burada Arapça bir yazı kuşağı uzanır.
Doğu yüzün güney yüzle birleştiği, güney doğu köşede cami gövdesine eklenmiş bir aslan yontusu yer alır. Bugüne değin üzerinde durulmamış olan yontunun tarih araştırması ve yapıldığı çağdaki işlevi üzerinde ileride duracağız. Tümüyle düzgün kesme taş gereçli olan güney önyüzde iki sıra pencere yer alır. Üst sırada çatı düzdizimine yakın yerde açılmış olan dört pencere, alçı ağlı dışlıklara sahiptir. Ayrıca bu pencereler içten vitray süslemelidir. Alt sırada yer alan iki dikdörtgen, diğer yüzlerdeki pencereler gibi devşirme mermer çerçevelere sahiptir. Üstlerinde mermer kaplamaların yer aldığı, alçı ağlı kafes pencerelerin görüntüsü, burada da iki kabara ile tümlenmiştir. Kuzey, güney ve doğu yüzlerindeki pencere sıralanmasında altta ikişer, üstte dörder pencere gözlemlenirken, batı yüzde altta iki, üstte sekiz tane pencere görülür. Ayrıca bu yüzün alt sırada yer alan pencereleri, diğer yüzlerdekilerin tersine yuvarlak kemerlidir. Bu ayrım batı yüzünün bir onarım geçirdiğini belirtir ki, içerdeki destek sayısında görülen eksiklik ve Evliya Çelebi’nin bu önyüzde yapı sağlamken verdiği bilgiler, bir kapının varlığından söz etmesi düşüncemizi doğrular. R.M. Riefstahl da bu düşünceye katılır. Ama çizdiği tasarda batı yüzünün güney pencçeresini kapı olarak göstererek çelişkiye düşmüştür.
İç görünüş: Kuzey yüzün ortasında yer alan ve üç yönü dolanan beş basamaklı bir merdiven ile kapı açıklığına çıkılıp, yine üç basamaklı bir merdivenle cami harimine inilir. Kıble duvarına dik olarak uzanan beş sahın, tümüyle sütunlar ve kemerler üzerindeki ahşap, eğimli bir çatı ile örtülüdür. Riefstahl: “İçinde beş geçit yani sütun aralarında kalan beş yol vardır. Orta yol yan taraftakilere oranla daha geniştir. Her silsile dörder sütundan oluşur. Bunlar altı (?) tane kemere yüklenirler.Kemerlerin kimileri söbedir, kimileri yarım daire biçimindedir.” bilgilerini verirse de, bugün camii’nin hariminde onaltı sütun değil, onbeş sütun yer almaktadır.Batıdan ilk sırada bir sütun eksiktir. Yine bu sütunlar altı değil, beş kemere desteklik ederler. Kemerler sivri olmayıp, yarım daire biçimlidir. Sütun başlıkları kimi ayrımlar gösterir. Kimileri yuvarlak düz daire biçimindedir. Biraz yukarı oluklu, en üst yanı pek güzel bir bardak durumunda açılmıştır. Bu bölümün üzerinde dördül bir başlık ve kısa bir altlık bulunmaktadır.
Mihrap önü kubbesi, mihrap önüne rast gelen orta sahının en son sütunları doğu batı yönünde uzanmış bir kemerle birleştirilmiştir. Böylece mihrap önünde bir kare yer oluşturulmuş ve üzerine kubbe örtülmüştür.Evliya Çelebi: “Mihrap önü kubbesi kurşunlu olup, kubbenin içi ve duvarları rengarenk nakışlarla süslüdür” derse de bu çini süslemenin çok az bir bölümü, kubbenin kuzeye bakan kemeri üzerinde görülür. Tromplarla geçilen mihrap önü kubbesinin içi tümüyle Barok Çağ süs unsuru olan kalın dişli yaprakların birbirine dallarla bağlanmasından elde edilen yuvarlak çelenklerle süslüdür. Ortada kalın yapraklardan oluşan bir madalyon, çevresinde yer yer açılmış gülleri ile bir çelenk süslemesi dolanmaktadır. Kubbe göbeğindeki bu bezemeden sonra üzeri boş bırakılmış üç silme kuşağına yer verilmiştir. Bunun da çevresinde asma dalları ve üzüm salkımlarından oluşan geniş bir çelenk dolanır. Bu tür Barok Çağ süslemelerine Ulucamii kürsüsünde ve Çakırağa Konağı süslemelerinde rastlanır. Geçiş bölgesine değin kubbe içi yüzeyi düzenli sıralar durumunda küçük yıldız örgeleriyle doldurulmuştur. Kubbe eteğinde, güney yönde küçük bir pencere açılmış olup, renkli cam vitray bezemelidir. Tromplar içerisinde yuvarlak madalyonlar yer alır. Tüm bunlardan Ulucamii mihrap önü kubbesinin Barok Çağ’da büyük bir onarım geçirdiği ve kubbe içi süslemesinin yenilendiği sonucu çıkar.
Birgi Ulucamii’nin çini süslemesi Selçuklu Dönemi çini geleneğini sürdürür. Camiin içi mozayik çini süslemesi açısından oldukça varsıldır. Mozayik çinili mihrabı özellikle Anadolu Selçuklu Dönemi Konya mihraplarını aratmayacak güzelliktedir. Mihrap firuze ve patlıcan moru çinilerden yapılmıştır. Duvarın dış yüzüne çıkıntı yapmaz. Çevresi iç mekana doğru 20 santim çıkıntı yapar. Sütuncelerde dökülen çinilerin yerleri yağlı boya ile örtülmüştür. Tepelik yoktur. Çerçeve ve kıyı süsleri 435 santim yükseklikte, 220 santim genişlikteki çerçeveyi genişlik ve silmeleri ayrımlı üç kıyı süsü dolaşır. Aralarındaki kısa basamaklarla ve keskinliği giderilmiş silme ile basamaklanırlar. Bu üç kıyı süsü, mihrap nişine doğru genişleyerek sürer. En darı olan dış kıyı süsü 10 santim genişlikte ve düz silmelidir. Firuze mavisi çiniden küçük yuvarlak ve oval biçimler dikey yönde üst üste dizilir. Biçimler arasında ve kıyılarda kalan boşluklar patlıcan moru çinilerle doldurulmuştur. Daha sonra gelen 23 santim genişlikteki düz silmeli kıyısüsünde beş kollu yıldızların birbirine geçmeli olarak sıralanmasından oluşan geometrik bir uygulama görülür. Yıldız kompozisyonunu oluşturan ince çini şeritler patlıcan moru ve aralarında kalan çokgen biçimleri ise firuze renkte verilmiştir. Üçüncü ve en geniş kıyısüsü 25 santim genişlikte olup, bir eğik yüzey çizerek mihrap nişine ulaşır. Bu kıyısüsünde, firuze zemin üzerine patlıcan moru renkteki palmetlerin birbirine ulanarak mihrap nişini dolandığı görülür. Bu süsler ahşap yapının bir ana örgesidir. Tüm pencere kanatları, minber kapısı ve minber fasadı bununla varsıllaştırılmıştır. Ama bu süsler çini mozayik mihrap nişlerinde de açıkca görülür. Aynı çinilerle çalışılmış Sivas Gök Medrese Mescidi’nde aynı palmetlerden oluşan bir süsleme kuşağı görülür. Sivas’taki bu çini bezemleme Birgi Ulucamii mihrabı geçiş bölgesinde yalınlaştırılmıştır. Sivas Gökmedrese Mescidi’nin kubbe kasnağındaki üçgen şeritleri ve geçişi oluşturan çini bezemleme yalına indirgenerek Ulucamii mihrabının sütuncesi üzerinde kullanılmıştır. Köşelik, palmetli geçme kıyısüsü ile kavsara ağzı arasında iki üçgen parçadır. Mukarnas yuvaları içerisinde kullanılan küçük yıldız ve dörtgen biçimlerinin burada zemini dolduracak biçimde, düzenli bir sıralaması görülür. 194 santim yüksekliğindeki kavsarada 32-34 santim yükseklikte altı mukarnas sırası yer alır. Mukarnas yuvaları çok derin olmayıp, sıraları birbirinden ince patlıcan moru çini şeritler ayırır. Mukarnas sıraları yuvalarının büyüklü küçüklü olarak yerleştirildiği, ilk sıradaki bir kompozisyonun ikinci sıra yüksekliğince sürdüğü görülür. Üçüncü sıraya da küçük bir kanalla bağlanan bu oyuk mihrap nişi içerisinde dilimli bir sağır niş oluşturur. Mukarnas yuvalarının yüzeyleri küçük boyutlarda çeşitli yıldız, dörtgen, üçgen ve çubuk biçimleriyle doldurulmuştur. Bu tür uygulama Selçuklu Dönemi camii ve mescid mihraplarında yaygın olarak görülür. Mukarnaslı mihrap nişinin altında patlıcan moru çinilerden kesilmiş sekiz köşeli bir yıldızdan gelişen geometrik bir geçme bulunur. Aynı süslemeyi daha sonra ahşaba dönüşmüş olarak minberin yan aynalıklarında buluruz. Köşelerdeki zar başlıklı sütunceler patlıcan moru ve firuze çiniden içiçe geçmiş palmetli bir süsleme ile kaplıdır. Mihrabın genel görünüşü anıtsal olmakla birlikte geometrik örneklerin çokluğu ve tek bitkisel kıyısüsündeki sert dönüşler oldukça donuk ve gergin bir etki bırakır.
Minberde oluklu ahşap kirişler kullanılmış ve altta da ahşap bir iskelet kurulmuştur. Bunların üzerine içleri karışık bitkisel bezemli, yıldız ve çokgen biçimler birbirine çatma yönteminde tutturulmuş, iki yönde dik olarak sıralanan üçer kabara örgesine yer verilmiştir. Aynalık kısmının altında Osmanlı Dönemi minberlerinde görülen Bursa kemerli süpürgelik ya da pabuçluk kısmı görülmez. Köşk kısmından kapıya doğru inen iki yan korkulukta kafes yönteminde dörtgen, sekizgen ve yıldız biçimlerinden oluşan geçmelere yer verilmiştir. Minberin kirişleri oyma yönteminde palmet örgeleriyle süslüdür. Köşk kısmının altında yarım daire kemerli geçit yer alır. Külah piramidal biçimde olup, çok sivri değildir. Üzerindeki üçgen alanlar yıldız ve çokgen biçimlerle süslüdür, alemi yoktur. Köşkün iki yanında sülus hat ile yazılmış Arapça yazıtlar yer alır.Batı yüzdeki üçüncü satır usta yazıtıdır. Okunuşu: “Amel-i Muzafferüddin bin Abdulvahid bin Süleyman-el Arabi”dir. Böylece Arap Süleymanın oğlu Abdulvahid’in oğlu Muzafferüddin ustanın minberin sanatçısı olduğu sonucu ortaya çıkar. Batı yüzdeki gibi minberin doğu yüzünde de üç satır yazı yer alır. Usta yazıtını karşılayan üçüncü satırda minberi yaptıranın adı belirtilmiştir. Türkçesi: “Aydınoğlu bilgin ve adaletli hükümdar Mehmet Bey bu güzel sanatlı minberin oluşmasını buyurdu. Güç sahibi ve Tanrı yardımıyla başarılı olsun.” Minberin batı korkuluğunda bitkisel süsler arasında yine sülus hatla yazılmış tarih yazıtı yer alır. Türkcesi: “(Bu minber) 722 yılında (yapıldı).” demektir. Birgi Ulucamii minberi yazı sanatı bezemeleri açısından oldukça varsıl bir görünüme sahiptir. Belirli yerlerde, düzenli oranlamalar ile yerleştirilen bitkisel ve geometrik bezem arasında yer verilen yazılar, ahşap dayanak üzerine altın yaldızla yazılmıştır.
Kürsü mihrabın doğusundaki pencerenin önünde yer alır. Üzerindeki dışa taşıntı yapan tumturaklı hatlar ve kalın yanay yaprakları ile Barok Çağ özellikleri taşır. Kürsü üzerindeki bitkisel bezeme, Ulucamii mihrap önü kubbesi içini süsleyen bezemeler ile Çakırağa Konağı alçı ve ahşap süslemeleri küçük ayrımlarla aynı dönemi belirtirler. 1763/4 tarihli Konağın Barok yöntemdeki bezemelerinden yola çıkarak kürsünün XVIII. yüzyılın ikinci yarısında yapılmış olabileceğini düşünüyoruz.
Pencere kanatları, minberden sonra ahşap işçiliğinin en güzel örneklerinin verildiği yerdir. Tümü başlangıç olarak günümüze ulaşan sekiz pencere kanadında altı değişik kompozisyon örneği denenmiştir. Camiin sekiz penceresinin kanatlarını da Muzafferüddin ustanın yaptığı
tartışmasız olurlanır. Minberle aynı tarihlerde bitirildiğini düşündüğümüz pencere kanatları üçer panodan ve bunları çevreleyen rumili kıyısüslerinden oluşmuşlardır. Üst pano yazı, alt pano karışık rumi ve palmet süslemelidir. Orta pano ise sekiz pencerede altı değişik kompozisyonda verilmiştir. Güney yönden başlayarak, mihrap duvarı ve Camiin güney ekseninde yer alan dört pencerede bakışımlı olarak düzenlenmiş iki ayrı süsleme izlenirken, kuzey eksende yer alan dört pencerede bu kuralın bırakılıp, her birinde ayrımlı betimlemeye gidildiği görülür. Mihrap duvarında yer alan iki pencerede alt alta sıralanmış üçer palmet biçiminin altında kalan dayanak, derin oyma yönteminde karmaşık rumi ve ince kıvrık dal örgeleriyle doldurulmuştur. İki numaralı süsleme doğu ve batı önyüzlerinin güneyinde bulunan pencerelerde görülmektedir. Üstü geometrik ve balta biçiminde şekillerle süslüdür. Bitkisel bezeme bir önceki pencere kanatlarına göre azalmış ve bunun yerini geometrik biçimler almıştır. Birincisinde kıyılar kabartma süslerle kaplıdır. İkincisinde daha yeni ve yalın bir yöntemle bitkisel bezeme kabartmasız düz bir zemin üzerine yerleştirilmiştir. Batı önyüzü kuzey penceresinde, orta pano çeşitli yıldız ve çokgen biçimlerinin oluşturduğu geometrik bir düzenleme gösterir. Zemin yine çapraşık kıvrık dal ve rumilerle süslüdür. Kıyı süsleri yüzeysel yöntemle işlenmiştir. Bunun bakışımlığı olan doğu önyüzü kuzey penceresinde de, küçük ayrımlarla düzenlenmiş benzeri bir kompozisyon görülür. Burada dört çokgenin ortasında bir yıldız, bir baklava biçimi sıralaması yer alır. Bakışımlığı olan batı penceresinden bu özelliği ile ayrılır. Batı penceresindeki sekizgen, yıldız sıralamasının yerini bu pencerede yıldız ve baklava örgesi sıralaması almıştır. Kuzey batı penceresinde, üstteki yazı panosu ile alttaki rumi bezemeli pano arasındaki geniş orta panoda, yıldız ve dörtgen biçimlerinin oluşturduğu geometrik kuşaklar arasında bitkisel doldurma örgeleri işlenmiştir. Beş kollu yıldız süslemesinin ağırlık taşıdığı zeminde örgeler birbirlerinden keskin çizgilerle ayrılmıştır.Kuzey önyüzünün doğu penceresinde, değişik bir uygulama olarak tek parça levha üzerine “salbekli şemse: salbekli güneş biçiminde işleme, süs” düzenlemesine yer verildiği görülür. Bu uygulaması ile sanatçının tekdüzelikten kaçındığı seziliyor. Burada orta pano salbekli şemse örgesiyle doldurulmuştur. Arada kalan boşluklar doldurulmayıp, panoda dolu ve boşalanlar arasında dengelemeye gidilmiştir. Aynı uygulama 1356 tarihli Kastamonu İbn.Neccar Camii kapısında görülür. Birgi Ulucamii pencere kanatları erken tarihine karşın, daha yoğruk bir etki bırakır. Minberin sanatçısı olan Muzafferüddin ustaya verdiğimiz pencere kanatları, minber ile aynı tarihlerde(722 H./ 1322 M.) bitirilmiş olmalıdır. Camiin yapımı ile, bitirilişi arasındaki bu 10 yıllık gecikmeyi sanatçı yokluğuna bağlıyoruz. Camiin hariminin kuzeyinde iki tane kadınlar mahfili yer almakta iken, bu ahşap mahfiller 1944 depreminde son cemaat yeri ile birlikte yıkılmıştır. Buradaki tahta işleri bu sermahfillerin cami ile birlikte oluşturulduklarını gösteren özelliklere sahiptir.
Güney batı köşede yer alan Ulucamii minaresi, güney yönde dışarı taşıntı yapar. Giriş Cami hariminin güney batı köşesinden sağlanmıştır. Altlığı düzgün kesme taş gereçli olup, kare bir tasar gösterir. Tuğla gereçli silindirik gövde kare altlık üzerine geçişsiz olarak oturtulmuştur. Gövde üzerinde, kırmızı tuğla ve firuze Türk mavisi sırlı tuğlaların çapraz olarak sıralanmasından elde edilen baklava biçimleri görülür. Baklavaların ortası kırmızı tuğlalarla belirlenmiştir. Şerefe altı ve üstü bugün sıvanmış olduğundan, örgelerin sürüp sürmediği bilinmez. Belki de sıva altında mukarnaslı bir şerefe bulunmaktaydı. Petek bölümünde ise aynı sırlı tuğlaların bu kez zikzaklar oluşturacak biçimde sıralandığı görülür. Minare bu özelliği ile İznik Yeşil Camii minaresine benzer. Bu tür uygulama Anadolu Selçuklu Dönemi’nde ortaya çıkmış ve Anadolu’da çok sayıda minarede kullanılmıştır. Böylece Birgi Ulucamii minaresinin Anadolu Selçuklu ve Osmanlı dönemleri sırlı tuğla gereçli minareleri arasında köprü görevini yüklendiği gözlemlenir. İncelediğimiz tüm yayınlarda Ulucamii minaresinin, Camiin güney batı köşesinde yer aldığını, ama batı yönde dışarı taşırıldığını gördük. Oysa minare güney yönde dışarı taşırılmış olup, batı yönde herhangi bir taşma yoktur. 1975/78 yılları arasında gerçekleştirilen onarımlarla, minarenin kurşun kaplamalı külahı yenilenmiş, şerefe altı ve üstü kaba bir sıva ile kaplanmıştır. Aynı onarımlarda, Camiin üst örtüsü, ahşap minber, pencere kanatları ve çini mozaik mihrap koruma altına alınmıştır.
Ulucamiin köşesindeki aslan yontusu, güney doğu köşesinde olup, mermerden yapılmıştır. İki ön ayağını ileriye doğru atmış, dizleri üzerine çökmüş bir aslanı tanımlar. Aslanın yelesi ve pençeleri işlendiği halde, yüz kısmında ağız, burun, göz gibi organlar belirlenmemiştir. Yandan bakıldığında arka ayak kemiği ile karın bölümü arasındaki derinliğin verildiği görülür. Büyük bir bölümü camii duvarı içerisinde yer alan yontuda kuyruk görünmemektedir. Yalnız kuyruk bölümünde sırttan aşağı inen bir delik görülür ki, bir benzeri daha bulunduğunda, yontunun yapıldığı çağdaki işlevini ortaya çıkaracaktır. Yontu mermer bir taban üzerinde, belirli bir yöne bakmaktadır. Sanıyoruz ki, bu yontu bir mezar anıtının, merdiven başlarında yükselen, büyü ve tılsımla ilgili güç simgesi olan koruyucusuydu. Prototürk inançlarında kutsal yırtıcı hayvan “Luu” olarak nitelenen aslan, Ön-Türk Lydia(Luu-Ud-ya) paralarının üzerine belirtke olarak konmuştu. Birgi Ulucamii aslanı için R.M.Riefstahl Byzans Dönemi’ndendir derken,Gönül Öney Geç Roma Dönemi’ndendir demektedir. Her iki araştırmacı da Birgi Ulucamii aslanını aşağı yukarı aynı döneme tarihlerken, biz daha erken dönemlere ilişkin olabileceğini düşünüyoruz. Çünkü yörenin arkeolojik buluntularının sergilendiği İzmir, Efes, Tire ve Ödemiş müzelerinde karşılaştığımız Roma Çağı aslanlarıyla, Birgi Ulucamii aslanı arasında hiçbir biçem benzerliği bulunmaz. Mezar anıtlarını süsleyen aslan yontularının belirlenebilen örnekleri İ.Ö.IV. yüzyılın ortalarına değin iner. Bir sav sahibi olmadan yontunun Arkaik Dönem’den (İ.Ö.1000-500 yılları arasında Lydialılar’dan) kalma olabileceğini söyleyebiliriz. Aslanın sırtına binen korkuluklarının da bulunduğu bir mezar anıtının, Birgi ya da çok yakın çevresinde gerçekleştirilmiş olabileceğini düşünüyoruz. Böyle bir Antik Dönem yapısından devşirilmiş olan bu mermer aslan yontusunun, Camiin köşesine Aydınoğlu Mehmet Bey’in gücünün ve erkinin bir simgesi olarak konulduğu kanısındayız.
Birgi Ulucamii konusunda son sözümüz: “Mozaik çini süslemeli mihrabı ve minaresi ile Anadolu Selçuklu geleneklerini sürdürüp, bu özellikleri Osmanlı Sanatı’na aktarma görevini yüklenmiş güzel bir sanat yapıtıdır” olacaktır.
Kral Kızı Kabri :
Ulucamii ile Mehmet Bey türbesi arasında, türbenin güney doğu köşesinde yer alan kabir, Birgi Kralı’nın ya da Byzans’ın Birgi Tekfuru’nun kızına ilişkin olarak bilinmektedir. Romalılar ve Doğu Romalılar(Byzanslılar) kimi yörelerin ya da kentlerin yönetimlerini kendilerine bağlılık sözü veren yerlilerden birine bırıkabiliyorlardı. Birgi’deki “Kral Kızı” kabrindeki kişinin de işte bu biçimde kral ya da tekfur ünvanlı yerli bir yöneticinin kızı olması olasıdır. Yöre yerlileri bu coğrafyaya binlerce yıl önce yerleşmiş Prototürkler’in torunları olduklarından, İslamiyeti olurlayan Kral Kızı’nın yeni gelen fatih Türkmenlere Birgi’nin kapılarını açmış olması olasıdır. Kral Kızı kabri ile ilgili halk arasındaki anonim mistik öyküye göre: “Aydınoğlu Mehmet Bey Birgi’yi almak için Türkmenleriyle kentin önüne geldiğinde, onu surlardan gören Kral Kızı aşık olur. Mehmet Bey’e, onunla evlenmek istediğini bildirir. İslamiyeti olurlayıp, Mehmet Bey’e bir mektup yazarak, Birgi’nin kapılarını açacağını bildirir ve dediğini yapar. Mehmet Bey’in Türkmenleri kaleye girmeye başlayınca, Kral Kızı’nın bu davranışına çok kızan kentteki kimi kişiler, kızı şimdiki kabrinin bulunduğu yerde öldürürler. Aydınoğlu Mehmet Bey kente girince kızın cesedini olduğu yere gömdürür.” Bu tür öykülerin, Anadolu’nun kimi Byzans kalelerinin Türkmenler tarafından alınışı sırasında çıkarılmış olması dikkati çekicidir. Birbirine benzer konularda olması ve aynı yüzyıllarda olayın geçmesi acaba bir rastlantı mıdır? Öyle sanıyoruz ki bu durum, yeni gelen fatih Türkmenler ile, daha önceki yerli Türkler’in ya da Türklere akraba toplulukların savaşsız kavgasız birleşmesi olayıdır. Ya da buna yerlilerin, Yunanlı özyapıdaki yabancı kökenli Byzans İmparatorluk yönetimine karşı olan istemsizliğinin, tepkisinin bir göstergesidir diyebiliriz. Çünkü fethedilen yörelerdeki yerli halkın, Byzans İmparatorluğu’na karşı girişilen savaşıma Türkmenler’in yanında katılması, Küçük Asya’nın İstanbul’a karşı olan tepkisini göstermesi bakımından anlamlıdır. Kral Kızı’nın öldürülüşü (ya da şehit edilişi) sırasında kabrinin ucunda bulunan mermere ayak izlerinin geçtiği biçiminde bir söylenti varsa da, biz bu mermerin Antik Dönem’e ilişkin bir heykelin taban taşı olduğunu düşünüyoruz. Kral Kızı kabrinin yanında Antik bir stel bulunur. Bu işlemeli mermeri, üzerindeki örgelerden dolayı Geç Byzans Dönemi’ne tarihlemek olasıdır. Stelin üzerinde bulunan eski Türk inancındaki dört tane “ÖG”, yani “Gamalı Haç” damgası: erki, yöneticiyi ya da kağanı, serviler ise “Hayat Ağaçları’nı” simgelerdi. Ayrıca kabrin iki yanında, üzerinde yazıtı bulunan kabir taşları yer alır. Daha süslü olan doğu yönündeki kabir taşında : “Merhume, Masume, Mağfure, Saide, Şehide” sözleri yazılıdır. Türkçesi: “Tanrı rahmetine kavuşmuş, suçsuz, günahları bağışlanmış, kutlu, din uğrunda ölmüştür” biçimindedir. Yakın zamanlara değin türbenin çevresi, Ulucamii avlusunun doğu ve güney bölümleri Aydınoğulları’nın aile kabristanlığı durumunda iken, bu kabirler bugünkü yeni kabristanlığa taşınmıştır.
KAYNAK: BEHİÇ GALİP YAVUZ'UN "BİRGİ" KİTABI
Son Güncelleme (Salı, 15 Mayıs 2012 10:43)


